15 Kasım 2012 Perşembe

Misery Loves Company

“Misery loves company” ya da latince deyişiyle “Solamen miseris socios habuisse doloris”. Türkçesini tam getiremiyorum aslında,  çünkü açılımına baktığınızda iki yola birden gidiyor. Yani, üzgün olduğunuz zaman etrafınızda insanlar olsun istersiniz, sizi avutacak, derdinizi anlayacak, yeri geldiğinde salla gitsin diyecek, beraber hedefe küfredeceğiniz birileri. İlki bu, ikincisi ise aslında ortak dertlere sahip insanların bir şekilde bir araya gelmesini anlatıyor. İlk anlama çok yakın, hatta birbirini tamamlıyor belki de ve hepsi doğru. Şimdi aslında bu olayın altında yatan motivasyon her şeyden önce aynı şeyleri yaşamış birinin sizi kesinlikle daha iyi anlayabilmesi. Birinizin göremediği noktayı, diğeri görür, sizi sarsar kendine getirir, paylaşımlar artar dünya barışı olur. Diğer tarafta ise egonuza yakın içerlerde bir yerlerde benim yaşadığımı yaşayan başka birileri de var, o kadar da ümitsiz değilim, misery’de bir yere kadar, kimsenin yukarlardan torpili yok düşüncelerine iyi gelir. Ortak acılar insanı yakınlaştırır ama birbirinin eteğinden, paçasından aşağı çekmeyecek dostluklardan bahsediyorum burda. Hani biri gün geldi misery durumundan çıktı diye endişe duymayacak, onun için sevinecek, hala ümit var demek ki diye sevinecek birileri. Öyle birilerini bulduğunuzda da bırakmamak lazım. Her şartta, her ortamda sizle gelir o insanlar çünkü, beraber öğrenir, beraber kafaları taşlara vurur, kahkahanın en büyüğünü de beraber atarsınız günün sonunda. Yaşamda debelenip duranlar, bu anlar hiç geçmeyecek diye düşünenler, hepsi geçiyor, her şey bitiyor. Önemli olan yola sizinle devam edenlere doğru karar vermek. Üzüntü geçtiğindeki dönemi onlarla paylaşmak hepsinden eğlenceli oluyor çünkü.

(manidar.)




Tuuce.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder