31 Ekim 2012 Çarşamba

Once a cheater...?





Şimdi baya saçma düşüncelerle bezeli olacak bu yazı açıkçası, nereye bağlanacağını ben de bilmiyorum, zaten bir şekilde bir soruya cevap bulmak için yazmıyorum. Yine izlediğim bir şeyde karşıma çıktı aslında bu; kadın ve adam, zamanında adam kadını birçok kere aldatmış, sonunda, evliliklerini kurtarmaya karar vermişler ve bir süre o şekilde yaşamışlar. Ama adamın içinde başkalarıyla  flört etme duygusu geçmiyor bir şekilde ve open marriage yaşayan bir çiftle karşılaşmasıyla karısının konuyla ilgili ağzını yoklaması bir oluyor. Kadın ilk deli oluyor tabii bu düşünceye, bütün gün düşünüyor, akşam adama şuna yakın bir konuşma yapıyor:

“ Beni aldatırken en acı olan şey fiziksel olarak başkalarıyla olma düşüncesi değildi, acı olan bütün hayatının bir şekilde yalanlardan ibaret olmasıydı. Yani benim düşüncelerimi dolaylı olarak yaşamımı oluşturan, şu an toplantıda, şu an arkadaşıyla düşünceleri tamamen ilüzyondu. Bu yüzden sana Perşembe akşamlarını veriyorum, bunun hakkında hiçbir şey duymak istemiyorum, istediğini yapabilirsin.. ”



Şimdi ilk düşününce nasıl yani diyorsunuz değil mi? Open marriage kavramını savunan kadın da, bir şekilde herkesin bunu yaptığını onların birbirlerine dürüst olmalarının olumlu bir şey olduğunu savunuyor. Neyse olayın sonunda adam o akşam için bir date ayarlıyor fakat karısı son anda bunu yapamayacağını söylüyor, adam tarafından teselli ediliyor ama adam ertesi gün yine o kadınla beraber oluyor. Her şey çok karmaşık gördüğünüz gibi. Eskiden olduğu gibi tek doğru yok bir şekilde çünkü herkes farklı bir yerinden çekiştiriyor ilişkileri. Sınırların hepsi biraz daha genişletiliyor, sonuçta doğru ne yanlış ne, her şey birbirine giriyor.

İlişkilerden yola çıkıp düşündüğüm başka bir şeye geliyor burda konu. Çevrekilere baktığımda çok net bir ayrım görüyorum insanlarda, bazıları her şeyi sonuna kadar bilme taraftarıyken diğerleri bir şekilde bilinçli olarak kafasını kuma gömüyor. Gerçeklik her zaman herkesi mutlu etmiyor, bu yüzden ikinci kısma giren insanlar, sadece duymak istediklerimi duyayım, geri kalan hakkında bir şey bilmek istemiyorum diyor. Burada yine bahsettiğim şey herhangi bir şekilde kendini kandırmak ya da olmayan bir realiteye inanmak değil. Yani sizi ilgilendiren kısımlarıyla ilgilenmek hayatın. Ben hayatıma dahil olmasını istemediğim, bir şekilde çok önceden çıkardığım birileri hakkında bir şeyler duymak istemiyorum en basitinden. Bana boşa zaman kaybı geliyor. Her şekilde ona harcadığım enerjiyi, kafamda kapladığı her hücreyi bambaşka şeylerde daha yararlı şekilde kullanabilirim çünkü. Bazıları geçmiş benim parçam ve bir şekilde bugünümde de yer alıyor o yüzden bilerek ilerlemek isterim diyebilir ama.

Şimdi bu yazıdan çıkan en önemli ders bence, “Once a Cheater, Always a Cheater” kavramı. Kesinlikle buna inanıyorum, nolursa olsun. İkincisi ise herkesin bir şekilde kendi doğrusu olduğu. Özellikle yaş ilerleyip gerek kendinizin, gerek çevrenizdekilerin yaşadığı ilişkileri gözlemledikçe görüyorsunuz ki, ilişkilerin temeli bir kadın ve bir adamdam oluşsa da içerik her seferinde farklı oluyor. Yargılamamayı öğrenmek en büyük gelişimlerimden biri bu yüzden kendi adıma. Özellikle son bir senedir yaşadığım, tanık olduğum bütün ilişkiler, bir şekilde hayatında dokunduğum bütün insanlar bana en çok bunu öğretti. O yüzden şu an “open marriage” yaşayan çifti bile anlayabiliyorum kendi dinamikleri içinde. Ama ikinci case’de olduğu gibi hayattaki en önemli kavramlardan birinin nolursa olsun dürüstlük olduğuna inanıyorum bir yandan da. Yani hayatınla ilgili napacağını bilemiyor olabilirsin, fucked up bir durumda ilişkinin içinde de debeleniyor olabilirsin ama dürüst ol. Her şeyden önce kendin için ol bunu, çünkü yalan söylemeye başlayınca domino effect misali birbirine dokunarak yıkılıyor doğrular ve günün sonunda elinde, kişiliğin, hayatın, her şeyin yalan olduğunu görüp şizofreniye bağlıyorsun. Hani burda karşındakini kandırdığını sanırken en çok kendisi kanan insan durumu var. Karşıdaki onu her şekilde atlatıyor ama senin elinde söylediğin yalanların üstüne bir de suçluluk duygusu kalıyor ki en büyük egoları bile balon gibi söndürdüğüne şahit olduk defalarca.. Bitirirken güzel bir şarkı yakışır sanki bu yazıya ne dersiniz:





Biz yine de herkese kendi içinde mantıklı ilişkiler dileyelim en iyisi..

 

Tugce.

5 Ekim 2012 Cuma

Cuma Üçlemesi-2

Bu aralar yazı da yazacağım inşallah ama çok güzel bir hafta sonu varken önümüzde, enerji pıtırcığı üç adet The Killers şarkısı gelsin bakalım. Şayet ki okuyorsa Çiğdem'e gelsin hatta.

Sam's Town


Read My Mind


Where The White Boys Dance